Anayasa’nın 10. maddesi ve pozitif ayrımcılık tartışması üzerine...

Mayıs ayında Anayasa’nın 10. maddesinin değiştirilmesine bağlaşık olarak uzun uzadıya kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık tartışması yürütüldü. Bu tartışmaya en çok da AKP’ye karşı muhalefet yürütebilmek için fırsat kollayan CHP önayak oldu. Sonuçta gerçi CHP’nin değişiklik önergeleri reddedildi, fakat CHP medyanın da yardımıyla, amacına ulaşmış, CHP dostlar alışverişte görsün tipi muhalifliğini sergilemiş oldu.

Tartışmanın konusu, Anayasa’nın kadın-erkek eşitliğini ilan eden 10. maddesidir. “12 Eylül Anayasası” olarak bilinen Anayasa’nın eski 10. maddesi şöyleydi:

“MADDE 10:

Herkes dil, ırk renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” (eski Anayasa, 10. madde)

Avrupa Birliği hukukuyla uyumun sağlanması adına AKP hükümetinin ardarda geçirdiği yasa değişiklikleri içinde bu onuncu maddenin yeniden düzenlenmesi de vardı. Getirilen değişiklik önerilerini meclisteki çoğunlukla reddeden AKP, yeni 10. maddenin şu şekilde geçirilmesini sağladı:

“Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” (yeni 10. maddenin birinci fıkrasından sonra gelen bölüm)

Reddedilen değişiklik önerileri pozitif ayrımcılık la ilgiliydi ve şu eki içeriyordu:

“Devlet cinsler arasında eşitliğin fiilen yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu amaçla alınacak geçici önlemler ve yapılacak düzenlemeler ayrım ve imtiyaz sayılmaz.” (CHP’nin değişiklik önergesinden)

Bu tartışmada CHP’nin kadın milletvekilleri aktif bir rol aldılar ve kadın hareketinin taleplerini meclise taşıma görevine soyundular. Bu tabii ki, CHP’yi “laik-ilerici” ve “kadın dostu”, AKP’yi de “dinci-gerici” ve “kadın düşmanı” olarak göstermeye hizmet eder bir tartışmaydı. Ve onlar da ellerinden geleni yaptılar. Fakat, çıkardıkları gürültü önergelerinin reddedilmesine engel olamadı.

 

Pozitif ayrımcılık nedir?

Anayasa’da kadın ve erkeğin eşit olmasının açıklanması genel bir amaç ifadesinden başka birşey değildir. Yasal eşitliğin, gerçek yaşamda eşitlik olmadığı gayet açık, bilinen bir olgudur. Bu anlamda, Anayasa kadın ve erkeğin eşitliği ilkesini kabul eder açıklamasının fazla bir değeri yoktur. Kaldı ki, Anayasa’da yasal açıdan kadın-erkek eşitliği ilkesinin kabul edilmesine karşın TC yasaları kadınların aleyhine işleyen, erkeği imtiyazlı kılan yasa maddeleriyle doludur. Yeni Medeni Yasanın kabulü güya bunları temizlemeyi amaçlıyordu, ama bilindiği gibi evlilikte mal ayrımı ile ilgili maddeyle, onbinlerce kadın mağdur edildi. Şimdi Ceza Yasası değişikliği üzerine çalışılıyor, onda da sonucun ne olacağı henüz belli değil. Örneğin namus cinayetlerine cezai indirimden gerçekten vazgeçecekler, bu maddeleri değiştirecekler mi?

Yasalardaki bütün eşitsizlikler temizlense ve kadınların aleyhine işleyen ne kadar madde varsa kaldırılsa dahi sorun bitmiyor. Kadınların gerçek yaşamdaki konumlarını değiştirmek için onların lehine önlemler alınması gerekiyor. (Örneğin yerel ve genel seçimlerde kota uygulaması gibi. Ya da bir iş alanında işçi alımında kadınlara öncelik tanınması gibi) Pozitif ayrımcılık, kadın-erkek arasındaki fiili eşitsizliği kaldırmak, aradaki açığı kapatmak amacıyla kadınlar lehine alınan/alınabilecek olan tüm önlemleri ifade etmektedir. Bu anlamda kadın hareketinin talep ettiği pozitif ayrımcılık kadın-erkek eşitliğinin sağlanması açısından önemli haklı bir taleptir.

 

Erkek egemen partilerden ne bekliyoruz ki?

Anayasa’nın ilgili maddesinin de ele alındığı TBMM Genel Kurulu’nda AKP milletvekillerinin sağladığı çoğunlukla CHP kadın milletvekillerinin verdikleri teklifler ve dolayısıyla kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yaklaşımı reddedildi. Kadınlara kendilerini siyasi erke taşıyan bir yük hayvanı muamelesi yapan, onlara siyasette yer açmaya hiç de niyetli olmadıklarını pek de gizlemeyen tamamen bir erkek egemen partiden başka ne bekleyebiliriz ki? Saflarında; “Siyaset ağır bir iş. TBMM sabahlara kadar çalışıyor. Gece 11’den sonra evine gelen kadına farklı bakılıyor.” şeklinde açıklamalar yapanların yeraldığı bir partiden ne beklersiniz ki?

Umurunda mı bunların kadın-erkek eşitliği? Onlar bu maddelerle falan hiç uğraşmayacaklar, ama Avrupa Birliği dayatıyor yasalarınızı gözden geçirin diye! Bütün mesele burdan çıkıyor.

AKP’nin ezici çoğunluğu erkek olan milletvekillerinin tavrı hiç mi hiç şaşırtıcı değil. Fakat AKP’li kadın milletvekillerinin büyük çoğunluğunun da pozitif ayrımcılık önergelerine red oyu vermeleri ilginçti (AKP’nin onüç kadın milletvekilinden sadece biri pozitif ayrımcılığa kabul oyu verdi). Bu bayanlar partinin birliğini sergileme adına bizzat kendi çıkarlarının tersine hareket ettiler. Halbuki bu noktada çekimser kalsalar, ya da evet oyu verseler dahi CHP’nin önergelerinin çoğunlukla reddedilmesi mümkündü. Onlar bu tavırlarıyla kadın haklarını savunma diye bir dertlerinin olmadığını açık biçimde sergilediler. Kadın olmaları hiçbirşey değiştirmiyor, onlar erkek egemen AKP’nin ve erkek egemen TBMM’nin vekilleri olarak görev yapıyorlar. Kendi sınıflarından (burjuva kadınlar) kadınların çıkarları için dahi bağımsız tavır sergileyemiyor, politik kişiliklerini ortaya koyamıyorlar. Halbuki örneğin bir seçim kotasından faydalanacak olanlar işçi ve emekçi kadınlar değil, bizzat orta ve üst sınıf burjuva kadınlardır.

 

CHP’nin sahtekârlığı

Söz konusu madde üzerine tartışmayı CHP bilinçli olarak alevlendirdi, günlerce AKP hükümetine karşı muhalefetin ana konusu yaptı. CHP genel başkanı Deniz Baykal; “Bu sınav sizin iç yüzünüzü ortaya koydu. Hani nerede sizin gerçek ilericiliğiniz?” diye hararetli konuşmalar yaptı. Medya da konuya gereken ilgiyi gösterdi.

Bu bağlamda CHP’nin düpedüz sahtekârlık yaptığı, gerçekten pozitif ayrımcılığın ya da kadın hakları savunuculuğunun hiç de onların asli sorunu olmadığını tespit etmekte yarar var. Bunu gayet açıkça söyleyebiliriz. Çünkü; TC devleti, devlet olarak Birleşmiş Milletler’in “Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşmesi”ni imzalayalı nerdeyse yirmi yıl oluyor. Bu sözleşmeyle TC devleti tüm yasalarını gözden geçireceğini, kadınların aleyhine olan yasa ve uygulamaları ortadan kaldıracağını yükümlenmişti. Aradan bu kadar yıl geçmesine karşın, CHP’nin bu konuda hangi çabası olmuştur? Ne yapmıştır bu yirmi yılda CHP? Bundan önceki hükümetleri zorlama konusunda ne yapmıştır? Biz söyleyelim: Hiçbir şey!!! Bundan önceki hükümetler yirmi yılda ancak bir Medeni Yasa değişikliğini gerçekleştirebildiler, onu da yüzlerine gözlerine bulaştırarak!

Doğrusunu tespit etmek gerekiyorsa, çıkardığı AB uyum paketleriyle ve örneğin Anayasa değişiklikleriyle en “ileri”yi AKP hükümeti gerçekleştiriyor! Gerçek bu! “Kötülerin iyisi” bizim politik tercihimiz değil elbette, bunu söylemek istemiyoruz. Bunu, CHP’nin kopardığı yaygaranın sözümona muhalefet yürütme çabasından başka hiçbir şey olmadığını ifade etmek için söylüyoruz.

Yeni maddeyle, özelde de “Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” ekiyle eskiye göre “buçuk-adım” ileri gidilmiştir; hepsi o kadar. Fakat bunun da geniş emekçi kadın kitlelerinin yaşantısında hiçbir kayda değer değişikliğe yol açmayacağı açıktır. AKP hükümeti, en hızlı yasal düzenlemeler yapan hükümet olarak rekor kırma adayıdır. Ve böyle giderse, Türkiye’nin AB ülkelerinde en ileri yasalara sahip ülkeler arasına girmesi bile mümkündür!!! Esasen bu TC geleneğine de uyar. O “en ileri”, “eşitlikçi” yasalar kağıt üzerinde kalır ve emekçi kadın kitlelerinin yaşamında değişen hiçbir şey olmaz. Geleneğe uyar, çünkü: TC siyasetçileri her fırsatta, 1936 da kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanımakla övünmekte ve üstüne basa basa bu hakkın bir çok “ileri Avrupa ülkesi”nden de önce tanındığını vurgulamaktadırlar. Peki uygulama nasıldır? Kadınlara genel seçme ve seçilme hakkının tanınmasından yaklaşık 60 yıl sonra TBMM ne seçilen kadın milletvekillerinin sayısı sadece 24, oran olarak ise % 4’tür. Ve mecliste kadının siyaset yapamayacağını açıklayan erkek vekiller yeralmaktadır!!! Şu meclisin tablosuna bakın: Bir yanda büyük bir arsızlıkla kadının siyaset yapamayacağını açıklayan, her fırsatta maçoluklarını ispatlayan 525 erkek vekil ve diğer yanda kendi haklarına sahip çıkmaktan aciz 24 kadın milletvekili!

Sonuç: Herşeyi AB perspektifiyle tartışan ve uygulamaya koyan AKP hükümetinin emekçi kadın kitlelerine verebileceği gerçek bir olumluluk yoktur. Tam tersine, bu hükümet kendinden öncekilerden çok daha usta bir biçimde gözboyamacılık yapmaktadır. Hep başarılı, hep iş çıkaran pozlarıyla güdülen siyaset işçi ve emekçi düşmanıdır. Yapılan değişiklikler emekçi kadınların ekonomik ve sosyal konumlarına gerçekten olumluluk olarak yansımaktan uzaktır. İşsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, sosyal güvenceden yoksunluk... aile içi şiddet ve toplumsal baskılar... emekçi kadınların günbegün cebelleştiği sorunlar bunlardır. Bize gözboyamaca yasal düzenlemeler değil, kölelikten kurtuluş gerek!

Haziran 04