Siyanürle Altın Çıkarmada Bir Çevre Felaketi Daha!

Siyanürle altın çıkarmada yaşanan çevreye zarar vermeler, çevre felaketleri doğru dürüst komuoyuna yansıtılmamaktadır. Ne zaman ki, çevre felaketi büyük boyutlara ulaşır ve buna karşı tavırlar yükselir, o zaman sözkonusu olay kamuoyuna yansımaktadır.

Örneğin, 1998’de Kırgızistan’da altın madeninin çıkarıldığı yerde bir siyanür dolu TIR’ın yuvarlanması sonucu yaşanan çevre felaketi pek de bilinmemektedir. Ya da Peru’da siyanürle altın çıkarma sonucu çevreye verilen zararın, suyun ve toprağın zehirlenmesi ve buna karşı Perulu köylülerin mücadelesi de pek bilinmemektedir Türkiye’de.

Türkiye’de de siyanürün çevreye ne kadar zararlı olduğu kamuoyunca bilinmiyordu. İyi ki Bergamalılar siyanürle altın çıkarmaya karşı mücadele etti de siyanürün ve siyanürle altın çıkarmanın zararları belli ölçüde kamuoyunun bilincine çıktı. Bergamalıların yıllardır verdikleri mücadelenin haklı bir mücadele olduğu, 2000’in Ocak sonu Şubat başlarında Romanya’nın Baia Mera şehri yakınında bulunan “Aurul” altın madeninde yaşanan olayla bir kez daha kanıtlandı.

Radyasyon gibi, doğayı ve çevreyi yok eden her türlü zararlı madde gibi siyanürle altın çıkarmak da dünyanın her yerinde doğaya ve çevreye zarar vermektedir. Siyanürle altın çıkarmanın zararı sadece kullanıldığı bölgeyle sınırlı kalmamaktadır.

Örneğin: “Aurul” altın madeninde siyanürlü suyun biriktirildiği baraj, yoğun yağışlar sonucu taşmış ve 100.000 metreküp siyanürlü su taşmış ve “Somes” ırmağının sularına karışmıştır. “Somes” ırmağından Tizsa Nehri’ne, oradan da Tuna Nehri’ne akmıştır. Siyanürlü su Sırbistan’a (eski Yugoslavya) varana kadar sözkonusu çevre felaketi pek önemsenmemiş, Romanya devlet yetkilileri de aynen Türk devlet yetkilileri gibi sorunun üstünü örtmeye çalışmış ve pek de oralı olmamışlardır.

Tuna Nehri’ne siyanür karışması sonucu tonlarca balığın öldüğü ortaya çıkınca olay biraz daha “ciddi”ye alınmaya başlandı. Bunun da esas nedeni Macaristan’dan sonra Sırbistan’ın da sözkonusu “balık katliamına” karşı sesini yükseltmesi ve zararlarının tanzimini talep etmesi oldu. Siyanürün pratik sonuçları iyice açığa çıkınca “Aurul” altın madeninin sahipleri, Avusturalyalı Esmeralda firması ve Romanya devleti sorumluluklarını kabul etmeme yolunu seçtiler. Kimi Romanyalı sorum(suz)lu yetkililer, “eğer nedeni biz olsaydık, o zaman bizim ırmaklarımızda da balıkların ölmüş olması gerekirdi” vb. açıklamalarla sorumluluklarından kaçmaya çalıştılar. Bu arada siyanürün daha önceden ırmaklarına karışıp balıkları katletmiş olabileceği bu sorum(suz)luların aklına hiç gelmiyor! Ya da bilinçli olarak kendi sorumluluklarını gizlemeye çalışıyorlar. Eğer “Aurul” madeninden Tizsa nehrine kadar Romanya toprakları içinde ölü balık bulunmamışsa, o zaman siyanürün daha önceleri Romanya ırmaklarına karışıp karışmadığının araştırılması gerekir. Çevre felaketini önleme açısından, şunun ya da bunun sorumlu olmasını tespit etmek işin yalnızca bir yanıdır. Önemli olan çevrenin katledilmesini önleyecek ciddi tedbirlerin alınmasıdır.  Bunun yapılmaması büyük zararlara yol açıyor…

Verilen bilgilere göre sadece Macaristan içindeki bölümde Tizsa Nehri’nde 300 ton balık yok olmuştur. Suda herhangi bir canlının kalmadığı da verilen bilgiler arasındadır. Yine Tizsa ve Tuna nehirlerinin suyu yıllarca temizlenemeyecek biçimde kirletilmiştir. Ve siyanürlü su Tuna üzerinden Karadeniz’e doğru yolalmaktadır… Bu yazının yazıldığı sırada, verilen bilgilere göre kirletilen suyun kilometre olarak uzunluğu 700 kilometreden fazladır. Ve bu her an giderek uzamaktadır. Bu gidişle siyanürlü suyun Karadeniz’e ulaşması uzun sürmeyecektir.

Bir altın madeninden suya karışan siyanür sadece nehirlerdeki canlıları yoketmemektedir. Aynı zamanda içme suyuna, tarım alanlarının sulanmasıyla tarım ürünlerine vb. de karışarak doğrudan insanların da yaşamını tehdit etmektedir. Tizsa ve Tuna nehrinin aktığı bölgede yaşayan 2.5 milyon insanın içme suyunun zehirlenmesi tehlikesi vardır. Balıklar dışında su kuşları vb. canlılar da bu çevre felaketinden payını almaktadır.

Siyanürün zararı sadece suya karışma sonrasında ortaya çıkmıyor. Altın çıkarılırken de yüksek ölçüde siyanür havaya, suya ve toprağa karışmaktadır. Örneğin Weihenstephan Teknik Üniversitesi Ekolojik Kimya Profesörlerinden bir Alman profesörün yaptığı araştırmaya göre, günde 60 kilo siyanür atmosfere yayılmaktadır.

Siyanürün etkilerinin bazılarını sıralarsak şöyledir: Siyanürün en belirleyici özelliği zehirlemektir. Siyanür teneffüs yoluyla bile öldürücü etki gösterir. Isıya maruz kaldığı durumda ayrışmaya başlar ve zehirli duman çıkarır. Bu zehirli dumana maruz kalmak, beyin, akciğer ve kalp üzerinde kısa sürede etki yapar, komaya ve ölüme neden olur. Yenilip, içilmesi ve dokunulması durumunda da zehirlenme etkisini hızla gösterir. Kısacası erken ölüm için birebirdir siyanür!

Böylesi zehirli bir madde dünyanın hemen hemen her yerinde altın çıkarmak için kullanılmaktadır. Siyanürle altın çıkarmanın geçmişi yüzyıldır. Fakat bu en fazla, daha da geliştirildiği son 30 yılda kullanılmaya başlanmıştır. Siyanürün zararları gözönüne alındığından AB’de siyanürle altın çıkarma yöntemi standart dışı ilan edilmiştir. Ve Macaristan Çevre Bakanı’nın açıklamasına göre Romanya’da “Aurul” altın madeninde standart dışı bu zararlı “teknik”le çalışılmıştır. Ki bu “teknik” Bergama’da da öngörülen ve devlet sorum(suz)luları  tarafından “sağlam” ve “zararsız” diye sunulan teknikle aynıdır.

Siyanürle altın çıkarılmasa dahi, örneğin toprağı eleme, yıkama vb. yollarla da olsa altın çıkarmanın çevreye zarar verdiği de bir başka olgudur. Örneğin bir ton altın çıkarmak için 3 milyon ton toprak işlem görmekte ve bozulmaktadır.

Tonlarca külçe altının banka mahzenlerinde depolanmasına karşın, bazı verilere göre çıkarılan altının %75’i süs eşyası için kullanılmaktadır. Sadece 1998 yılında dünya çapında süs eşyası için üretilen altının 3000 ton olduğu söylenmektedir. 6 milyar insanın 1.5 milyarının yoksulluk sınırı altında yaşadığı ve yine milyarlarca insanın kıtkanaat geçindiği bir dünyada doğaya ve çevreye zarar verdiği bilinen siyanürle altın çıkarılması bir avuç emperyalist tekelin kâr hırsı uğruna neleri göze aldıklarının sadece bir örneğidir.

Örneğin Bergama’da sözkonusu olan Eurogold’un ortakları arasında, Romanya’daki çevre felaketinin sorumluları da vardır. Avrupalı, ABD’li, Kanadalı ve Avustralyalı tekeller siyanürle altın çıkarmanın başını çekmektedir. Ve bu tekellerin siyanürle altın çıkardığı yoğunluklu alanlar da esas olarak emperyalizme bağımlı ülkelerdir. Örneğin Romanya’daki “Aurul” altın madeninin %50 payı Avusturalyalı Esmeralda şirketine aittir. %45’i Romanya devletine ve %5’i de Romanyalı özel sektöre ait olduğundan, esas söz sahibi olan sonuçta Esmeralda tekelidir. Emperyalist tekeller sadece siyanürle altın çıkarmada değil, siyanür üretiminden de büyük kazançlar elde etmektedir. Alman “Degussa” firması dünya çapında siyanür üretiminde en büyük ikinci firmadır.

Sonuç olarak; Romanya’daki altın madeninde meydana gelen siyanürün suya karışması ve bunun sonucu ortaya çıkan çevre felaketi bir kez daha göstermiştir ki, doğa ve çevreyi koruma mücadelesi, kapitalist-emperyalist sisteme karşı mücadele olmak zorundadır. Amacı azami kâr olan emperyalist tekellerin doğayı, çevreyi ve ezilen, sömürülen insanları düşünmeyeceği açıktır. Doğayı ve çevreyi gerçek anlamda korumanın yolu sömürü sistemini yıkmaktan geçer.

BERGAMALILAR…

Bergamalılar çevreyi koruma mücadelesinde duyarlı olduklarını kendi pratikleriyle ortaya koydular. Bergamalıların çevre mücadelesi bağlamındaki en olumlu özelliklerinden biri de çevreye karşı duyarlılıklarını yalnızca Bergamayla sınılmamamış olmaları, bunu başka ülkelerdeki gelişmeler karşısında da göstermiş olmalarıdır.

Örneğin; siyanürlü çevre felaketinin kamuoyuna yansımasıyla birlikte Bergama köylüleri olayı protesto etmek ve aynı zamanda hâlâ Bergama’dan çekilmeyen Eurogold’un Bergama’yı terketmesi için yürüyüş yaptı. Beş ayrı köyden at, eşek, köpek vb. hayvanlarıyla birlikte yürüdüler. Sözkonusu eylemde jandarma hep yeniden yürüyüşçüleri uyarmasına rağmen, yürüyüşçüler eylemlerine devam etti. Bu eylemin yapılması ve çevreyi koruma mücadelesinde doğrudan devletin kolluk güçleriyle karşı karşıya kalınmasına rağmen eylemin sürdürülmesi olumlu bir tavırdır.

Olumsuz olan, çevre mücadelesinin aynı zamanda sisteme karşı bir mücadele olarak görülmek zorunda olduğunun kavranmamış olmasıdır. Bergamalılar, sorunun temelinin sömürü sistemiyle doğrudan ilişkili olduğunu henüz kavramış durumda değiller. Ama mücadele süreci bunu da öğretecektir.

Eurogold’a karşı mücadelenin gerçekte, Türkiye’de varolan sisteme karşı mücadele ile içiçe olduğu görülmek zorundadır. Eurogold devletin desteğine sahip olmasa, Bergama’da, siyanürle altın çıkarması yasayla durdurulmuş olmasına rağmen Eurogold’un halen Türkiye’de durması mümkün değildir. Eurogold’a devletin desteğiyle birlikte umut veren bir şey de bu devletin 57. hükümetinin çıkardığı tahkim yasasıdır. Bu yasanın uygulanması umuduyla Eurogold Bergama’da durmaya devam etmektedir. Ayrıca Eurogold gitse de, bu düzen varolduğu sürece bir başka emperyalist tekel bir fırsatını bulup Bergama’da ya da bir başka alanda siyanürle altın çıkarmaya devam edecektir. Bunu önleyebilmek yalnızca kitlelerin yürüteceği kararlı mücadeleye bağlıdır. Bugün Bergama’da siyanürle altın çıkarma işinin durdurulmuş olmasının temel nedeni, Bergamalıların mücadelesidir. Bu mücadelenin bittiği an, siyanürle altın çıkarılmaya devam edilecektir.

O halde mücadeleyi elden bırakmamak gerek!

Çevre mücadelesi sömürü sistemine karşı mücadeleyle birleştirilmek zorundadır. Dünya kâr hırsı uğruna yok ediliyor! Yaşam temellerini koruma mücadelesine sarıl!

19 Şubat 2000