POLİTİK EKONOMİ’DE KİMİ KATEGORİLER    —4—

Toplumların tarihindeki üretim tarzları  KÖLECİ TOPLUM

 İlkel komünal toplumun gelişmesi çok yavaş oldu ve çok uzun zamana yayıldı. Bu süreçte üretici güçlerin gelişmesi, ona bağlı olarak toplumsal işbölümünün ve değiş-tokuşun gelişmesi, gayet ilkel üretim araçları üzerinde toplumsal (komünal) mülkiyete dayalı üretim sisteminin sınırlarını zorlamaya başladı.

Üretici güçlerin gelişmesi, belli bir olgunluk aşamasında bireysel emek ve bireysel mülkiyeti mümkün kıldı. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet ortaya çıktı.

Bu gelişme süreci, değişik toplumlarda değişik hız ve biçimlere bürünse de, kabaca şu çizgide oldu:

 Taş aletlerden madeni aletlere geçiş, insan emeği alanının genişlemesine yol açtı. Körüğün bulunması, demirin çok daha yetkin bir biçimde işlenmesini mümkün kıldı. Demir baltanın yardımıyla yeni alanların tarıma açılması mümkün oldu. Demir uçlu karasaban nispeten büyük toprak parçalarının işlenmesine imkan sağladı. İlkel avcılık iktisadı yerini tarıma ve hayvancılığa bıraktı. Bunun yanında zanaat ortaya çıktı.

Tarım üretimin ana dalı haline geldi. Yeni tarım dalları oluştu: Bağcılık, keten ekimi, yağ bitkilerinin yetiştirilmesi vb. Tarımda işgücüne ihtiyaç arttı. Hayvancılıkta da önemli gelişmeler oldu. Daha büyük sürüler, giderek daha fazla işgücü gerekliliğini ortaya çıkardı.

Dokumacılık, madenlerin işlenmesi, çömlekçilik vb. zanaatlar da geliştiler. Zanaat eskiden tarımla veya hayvancılıkla uğraşanların yan işiyken, şimdi artık birçok insan için bağımsız bir çalışma alanı haline geldi. Zanaat tarım ve hayvancılıktan ayrıldı.

Bu, çoban kabilelerin ayrışmasından sonra, ikinci büyük toplumsal işbölümü idi.

Üretici güçlerin ve toplumsal işbölümünün gelişmesi, emek üretkenliğinin artmasıyla birlikte, artı ürün (yani kendi kullanımı için üretilen ürünün fazlası) kütlesi de büyüdü. Bu artı ürün kütlesi eskisinden çok daha yoğun bir değiş tokuşu, değişmek için üretimi mümkün kıldı. Böylece meta üretimi doğdu.

Meta, dolaysız kullanım (üreten kişinin, klanın vb. kendi kullanımı) için değil; değiş tokuş için, pazarda satmak için üretilen üründür.

Değiş tokuşun, pazarın etkisinin artması, parayı ortaya çıkardı. Para, onun yardımıyla diğer bütün metaların değerinin ifade edildiği ve değiş tokuş aracı olarak hizmet eden genel metadır.

Değiş tokuş edilen meta kütlesinin çoğalması ölçüsünde, değiş tokuşun coğrafi alanı da genişledi. Metayı üreticiden satın alarak pazara taşıyıp satan yeni bir sınıf, tüccarlar ortaya çıktı.

Zanaatın tarımdan ayrılması, zanaatın ve değiş-tokuşun gelişmesi kentlerin oluşmasına yolaçtı. Başlangıçta -köylerden çok az fark gösteren büyük yerleşim birimleri olan kentler giderek zanaat ve ticaretin yoğunlaştığı yerleşim alanları haline geldi. Kır-kent ayrımı ve bunlar arasında karşıtlık doğdu.

Üretimin ve değişimin genişlemesi, servet eşitsizliğini derinleştirdi. Zenginlerin ellerinde para, iş hayvanı, üretim aletleri, tohum birikti. Yoksullar giderek daha fazla ölçüde borç alabilmek için zenginlere başvurmak zorunda kaldılar. Zenginler borçlandırmayı köleleştirmenin bir aracı olarak kullandılar.Yüksek faizli borçlarını ödeyemeyenler köleleştirildi, toprakları ellerinden alındı vb. Böylece tefecilik ortaya çıktı.

Bütün bu gelişmeler, ilkel komünal toplumun çöküşü sırasında, ortaya çıkan köle emeğinin kullanılmasını belli bir noktadan itibaren belirleyici hale getirdi. İlkel komünal toplumun çöküşü sırasında, klanların birbiriyle savaşlarında tutsak edilenlerin, ellerinden her türlü hakkının alınması ve tutsak edilenlerin tutsak alan klanın yanında her türlü haktan yoksun, boğaz tokluğuna çalıştırılması biçiminde ortaya çıkan kölelik tarihteki ilk ve aynı zamanda en kaba sömürü biçimidir. Her türlü haktan yoksunluk, köle sahibinin isterse öldürme hakkına sahip olduğu, alıp satabildiği bir meta statüsünde olmak kölenin temel özelliğidir. Kölelik, ortaya çıktığı ilk dönemde henüz üretimin temeli değildi, ikincil bir rol oynuyordu. İktisadın amacı, hemen hemen hiç değiş tokuşta bulunmayan büyük ataerkil ailelerin gereksinimlerinin giderilmesiydi. Efendilerin köleler üzerinde iktidarı sınırsızdı, fakat köle emeğinin kullanılma alanı oldukça sınırlıydı. Toplumun köleci düzene geçişinin temelinde, yukarda anlattığımız gelişmeler –üretici güçlerin daha da büyümesi, toplumsal işbölümünün gelişmesi, değişim için üretimin gelişmesi vb.– yatıyordu.

Engels bu gelişmeyi şöyle ifade eder:

“Üretimin ve onunla birlikte emek üretkenliğinin sürekli olarak yükselmesi, insan işgücünün değerini arttırdı; bir önceki aşamada henüz münferit ve oluşmakta olan kölelik, şimdi artık toplumsal sistemin özsel bir bileşeni olur; kölelerin sıradan yardımcılar olması artık son bulur, bunlar düzineler halinde tarlalarda ve atölyelerde çalışmaya sürülürler.”(Aktaran: Politik Ekonomi Ders Kitabı, cilt I, İnter Yayınları, İstanbul, Ocak 1992, sayfa 44)

Köleci toplumda, köle emeği toplumsal üretimin temeli haline gelir.

Köleci sistemde nüfus özgür vatandaşlar ve köleler olarak ikiye bölünür. Köleler hiç bir hakka sahip değildir. Özgür vatandaşlar içinde en üst kategoriyi oluşturan köle sahiplerinin malıdırlar! Alınıp satılabilir, köle sahibi tarafından öldürülebilirler! Yetişkin erkekler özgür vatandaş statüsündedir. Kadınlar da köleler gibi, her türlü haktan yoksundur. Özgür vatandaşlar kendi aralarında, aynı zamanda zengin köle sahipleri olan büyük toprak sahipleri ve üst tabakalarının köle sahibi olduğu ve köle emeği kullandığı köylüler ve zanaatkarlar sınıflarına bölünüyordu. Kölelik düzeninde büyük bir rol oynayan din adamları (rahipler) sosyal konumları itibariyle büyük toprak sahipleri sınıfına yakındı.

Kölelik sisteminde toplumdaki en derin çelişme kölelerle köle sahipleri arasındaki uzlaşmaz çelişmeydi. Bunun yanında büyük toprak sahipleriyle köylüler ve zanaatkarlar arasında da çelişmeler vardı.

Köleci düzen, toplumun sınıflara bölünmüş olduğu ilk düzendi.

Toplumun sınıflara bölünmesi, devleti ortaya çıkardı.

Lenin bu gelişmeyi şöyle ifade eder:

 “Ancak toplumun sınıflara bölünmesinin ilk biçimi kölelik ortaya çıktığında, tarımsal çalışmanın en kaba biçimleri üzerinde yoğunlaşmış belirli bir insan sınıfının belirli bir fazlalık üretmesi mümkün olduğunda, bu fazlalığın kölelerin perişanların perişanı yaşantıları için artık mutlak gerekli olmadığı ve köle sahiplerinin eline geçtiğinde, bu şekilde bu köle sahipleri sınıfının varlığı pekiştiğinde ve kendisini sağlamlaştırmak amacıyla, devletin oluşması bir zorunluluk haline geldi.” (Aktaran: age, sayfa 45)

Özel mülkiyet sisteminde devlet, sömürülen çoğunluğu sömürücü azınlık yararına kontrol altında tutmak, ezmek için oluştu. İlginç olan, bugün burjuva tarihinde “demokrasinin beşiği” olarak tanıtılan antik devletlerin (Eski Yunan ve Roma) köleci devletler olduğu –yani nüfusunun çok önemli bir bölümünün resmen ve yasal olarak her türlü haktan yoksun bulunan devletler– gerçeğidir. Bunun bugünkü demokrasilerden farkı, ezilen, emekçi yığınlar için hak yoksunluğunun çok açık olması, şimdi bunun üzerinin çok daha iyi biçimde örtülmüş olmasıdır. Özde değişen bir şey yoktur: Eski Yunan ve Roma’daki “demokrasi” de, bugünün demokrasileri de sömürücü azınlığın, sömürülen çoğunluk üzerindeki diktatörlüklerinin adıdır!

Köleliğe dayanan üretim tarzı, üretici güçlerin büyümesi için, ilkel komünal toplum düzeninden daha fazla olanaklar sundu. Çok sayıda kölenin, köle sahiplerinin ve onların devletlerinin elinde yoğunlaşması, basit işbirliğinin büyük çapta kullanımını mümkün kıldı. Ortaya köle emeğinin en insafsızca sömürülmesi temelinde yaratılmış muazzam eserler çıktı. Sulama sistemleri, yollar, köprüler, kaleler, firavun mezarları, dini yapılar, anıtlar vb.

Köle emeğinin yoğun kullanımı üretim aletlerinin hızla gelişmesinin önünde engeldi. Çünkü köle emeği, doğrudan üretici olan kölelerin, boğaz tokluğuna ve fiili şiddete maruz kalarak yaptıkları işi iyileştirecek hiç bir inisiyatif geliştirmesini gerekli kılmıyordu. Diğer yandan maliyeti çok düşük olan köle emeğini yoğun bir biçimde sömüren köle sahiplerini de teknikte yenilik yapmaya zorlayan bir etken yoktu. Köle sahipleri, tepe tepe kullandıkları bu ucuz işgücü sayesinde, kendilerini her türlü bedensel çalışmadan özgür kılabilecek imkanlara da sahiptiler. Köle sahipleri çalışmayı hor görüyor, onu özgür insana layık olmayan bir uğraş olarak değerlendiriyorlardı. Yaşantıları tam bir asalak yaşantıydı. Köleliğin gelişmesi, köle emeğinin kullanımının artmasına parelel olarak, özgür vatandaşların giderek artan bölümü her türlü üretim faaliyetinden koptu. Köle sahiplerinin ve diğer özgür nüfusun üst tabakasının bir bölümü, devlet işleri, bilim ve sanatla uğraştı. Böylelikle köleci toplum, diğer şeylerin yanında, kafa emeği ile kol emeği arasında karşıtlığı da doğurdu.

Köle ihtiyacı karşılandığı, hep yeni köleler yaratıldığı, kazanıldığı ölçüde kölelik düzeni yaşadı ve gelişti.

Ancak köleci düzen, kendisini çöküşe götüren aşılmaz çelişmeler taşıyordu. Sömürünün köleliğe dayanan biçimi, bu toplumun ana üretici gücünü, köleleri çökertti. Toplumda gittikçe çoğalan ve fakat durumları da gittikçe kötüleşen kölelerin, köleliğe karşı mücadelesi silahlı ayaklanmalara kadar vardı. Köleci iktisadın varlık koşulu kesintisiz köle akımıydı, köle emeğinin kesintisiz olarak sürmesi, hep yeniden üretilmesi gerekiyordu. Yeni köle sağlamanın en verimli yolu da savaştı. Köleci toplumların askeri gücünün temeli, özgür küçük üreticiler, köylüler ve zanaatkarlardı. Bunlar hem askeri birliklerde hizmet ediyor, hem de ödedikleri vergilerle savaşların esas finans kaynağını oluşturuyorlardı. Ancak ucuz köle emeğinin yoğun kullanımına dayanan büyük üretimin rekabeti ve dayanılmaz vergi yükü, bu kesimleri yıkıma götürdü. Büyük toprak sahipleriyle, köleleşme tehditi altında yaşayan küçük üreticiler (özgür köylüler/zanaatkarlar) arasındaki çelişmeler de giderek derinleşti.

Özgür köylü sınıfının giderek yok olması köleci devletlerin ekonomik, askeri ve politik gücünü sarstı. Zaferlerin yerini yenilgiler aldı. Kesintisiz ucuz köle akımı durdu. Köle emeğinin olumsuz yönleri giderek daha güçlü bir biçimde ortaya çıktı. Köleci devletler içinde en güçlüsü olan Roma İmparatorluğu’nun son iki yüzyılında genel bir üretim çöküşü yaşandı.

Köle isyanlarıyla da birleşen bu gelişmeler köle imparatorluklarının birbiri ardından çökmesini beraberinde getirdi.

Kölelik düzeni, insanlık tarihinde, ilkel komünal toplumdan sonra en uzun dönem oldu. Doğuda, MÖ 4000’den, MS 6. yüzyıla kadar çeşitli köleci devletler var oldu.

Batıda, köleci toplum altın çağını MÖ 5. yüzyılda Yunanistan’da yaşadı. Son güçlü köleci devlet olan Roma İmparatorluğu’nda kölelik sistemi, MÖ 2. yüzyıl ile MS 2. yüzyıl arasında en yüksek gelişme aşamasına ulaştı.

 

Köleliğe dayanan üretim tarzının temel ekonomik yasasının temel hatları şöyledir:

Köle sahiplerinin üretim araçları ve köleler üzerindeki sınırsız mülkiyeti temelinde köylülerin ve zanaatçıların çöküşe uğratılması, köleleştirilmesi ve diğer ülkelerin halklarının fethedilmesi ve köleleştirilmesi yoluyla kendi asalak tüketimleri için artı-ürüne el koymaları.

15 Haziran 1998